5 Şubat 2013 Salı

sevimli kitap ayracımla birlikte.
      Bazı kitaplar vardır, önce ismini duyarsınız, sonra yazarını, sonra görürsünüz bir  kitapçı vitrininde ya da bir arkadaş kitaplığında yahut herhangi birinin elinde... Okumayı geçirirsiniz aklınızdan ancak bir türlü uzanamazsınız. Aklınız kalır, gözünüz kalır ancak yüreğiniz kalmadan alıp okuyamazsınız.
       Bir felsefe öğrencisi olarak öncelikle okumanın bir zanaat, bir aşk, gönülle yapılacak bir uğraşı olduğunu düşünen biriyim. İçinizde okuma arzusu yoksa nafiledir her şey. Ancak kenarından köşesinden okumaya bir başlarsanız, hiç bir şey bulamazsanız deterjan kutusunun  üzerini okur gene okursunuz :))
       Ne diyorduk; işte bu aşkın maşukları olan kitaplardan bazıları öyle gariptir ki yüreğinize değmeden uzanamazsınız. Vakti vardır böylelerinin. Öyle bir zamanda gelirler ki vazgeçmek pek de mümkün olmaz...
       Sinan Yağmur'un Aşkın Gözyaşları eseri de benim için tam da böyle bir kitap oldu.
       Bir akraba kitaplığında gördüğüm ve ilk kez uzanıp satırlarını karıştırdığım bu kitap o an yüreğime dokundu. Alıp okuyabileceğimi söylediler ancak kesinlikle benim kitaplığımda da bulunmalı dedim ve hemen eve dönüştü Tebrizli Şems olarak 1.sini ve Hz. Mevlana olarak 2.sini alıp kitaplığımda ki yerine koydum. Tebrizli Şemsi anlatan biyografik romanına başlamanın vakti gelmiştir. Hz. Mevlana'yı Mevlana yapan, onun Güneşi olan Şems'i tanımanın tam da vaktidir...

..
''İçimde bir yangın var ey aşk, gönlümde ateş.Gözümde yaş, gönlüm yangın, gözüm nehir.Arıyorum ey aşk, içimdeki yangında, ateşte yanmayan İbrahim'i arıyorum. Ararken göz çağlayanının eteklerinde ıslanıyorum. Ne o yangın, ne de o göz yaşı temizliyor gönül evimi. 'Saçma ey göz, gönlümdeki odlara su!'... ''

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder